DOLAR 44,7659 0.04%
EURO 52,8673 0.06%
ALTIN 6.933,080,59
BITCOIN 33314890.5791%
İstanbul
13°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

haberservisi

haberservisi

30 Mart 2026 Pazartesi

Op. Dr. Nuran Kalekoğlu Anlattı: Burun Ameliyatı ile Estetik kadar sağlıklı nefes de mümkün

Op. Dr. Nuran Kalekoğlu Anlattı: Burun Ameliyatı ile Estetik kadar sağlıklı nefes de mümkün
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Burun ameliyatı denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak estetik değişim geliyor. Oysa günümüzde burun cerrahisi, yalnızca dış görünümü değiştiren bir işlem değil; aynı zamanda nefes alma kalitesini artıran, yaşam konforunu yükselten önemli bir sağlık müdahalesi olarak da öne çıkıyor. Özellikle burun içindeki yapısal problemler, deviasyon, burun eti büyümesi ya da travma sonrası oluşan bozukluklar, birçok kişide uzun süredir fark edilmeden devam eden solunum sıkıntılarına neden olabiliyor.

Peki burun ameliyatı gerçekten nefes alma problemlerini çözebilir mi?

Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Nuran Kalekoğlu’na göre cevap birçok hasta için evet.

Nefes alma sorunlarının en sık nedenlerinden biri, burun içindeki anatomik bozukluklardır. Bunların başında halk arasında “kemik eğriliği” olarak bilinen deviasyon gelir. Bunun yanında burun eti büyümesi, doğuştan gelen yapısal problemler, geçirilmiş darbeler ve travmaya bağlı şekil bozuklukları da hava yolunu daraltarak kişinin rahat nefes almasını engelleyebilir. Bu durum yalnızca gündüz yaşamını değil, gece uykusunu, egzersiz kapasitesini ve genel yaşam kalitesini de doğrudan etkileyebilir.

Op. Dr. Nuran Kalekoğlu, burun ameliyatlarının yalnızca estetik amaçla yapılmadığını özellikle vurguluyor:

“Burun ameliyatları sırasında yalnızca dış görünüm değil, burun içindeki hava yolunun sağlıklı şekilde çalışması da değerlendirilir. Eğer hastada nefes alma problemi yaratan yapısal bir sorun varsa, ameliyat sırasında bu problem de düzeltilir.”

Bu yaklaşım, modern burun cerrahisinin en önemli farklarından birini oluşturuyor. Artık amaç yalnızca daha güzel görünen bir burun yaratmak değil; aynı zamanda sağlıklı nefes aldıran, fonksiyonel olarak güçlü ve yüzle uyumlu bir sonuç elde etmek.

Günümüzde birçok hasta hem nefes alma problemlerinden kurtulmak hem de burun görünümünü iyileştirmek için ameliyata başvuruyor. İyi haber şu ki, fonksiyonel burun cerrahisi ile estetik burun ameliyatı çoğu zaman aynı operasyon sırasında birlikte planlanabiliyor. Bu da hastaya tek bir cerrahi süreçte hem sağlık hem de estetik açıdan önemli avantajlar sağlayabiliyor.

Op. Dr. Nuran Kalekoğlu bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Hastanın beklentileri ve sağlık durumu detaylı şekilde değerlendirilir. Eğer burun içinde nefes almayı zorlaştıran bir problem varsa, estetik operasyon planlanırken bu sorunların giderilmesi de hedeflenir. Böylece hem daha dengeli bir burun görünümü elde edilir hem de hastanın solunum kalitesi artırılır.”

Burun ameliyatının başarısında en önemli noktalardan biri, hastanın yalnızca dış görünüm açısından değil, fonksiyonel açıdan da ayrıntılı şekilde değerlendirilmesidir. Çünkü dışarıdan estetik görünen bir burun, eğer rahat nefes aldırmıyorsa gerçek anlamda başarılı kabul edilmez. Bu nedenle ameliyat planlamasında burun içi yapıların, hava yolunun ve nefes alma fonksiyonlarının dikkatle incelenmesi büyük önem taşır.

Uzmanlara göre doğru hasta seçimi ve doğru cerrahi teknikle planlanan burun ameliyatları, nefes alma problemlerinin çözümünde son derece etkili olabilir. Özellikle uzun süredir burun tıkanıklığı yaşayan, gece rahat uyuyamayan, ağız açık uyumak zorunda kalan ya da nefes alma güçlüğü nedeniyle yaşam kalitesi düşen kişiler için bu tür ameliyatlar önemli bir rahatlama sağlayabilir.

Sonuç olarak burun ameliyatı, yalnızca estetik bir değişim değil; aynı zamanda sağlıklı solunum ve daha konforlu bir yaşam için de güçlü bir adım olabilir. Op. Dr. Nuran Kalekoğlu, nefes alma güçlüğü yaşayan kişilerin öncelikle uzman bir değerlendirmeden geçmesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü doğru tanı ve doğru planlama ile hem daha sağlıklı nefes almak hem de yüzle uyumlu, doğal bir görünüm elde etmek mümkün.

Web sitesi: https://www.drnurankalekogluerkalp.com/

Devamını Oku

Bio Stim Night Tonic, Saç Derisi Sağlığı İçin Nasıl Fayda Sağlıyor

Bio Stim Night Tonic, Saç Derisi Sağlığı İçin Nasıl Fayda Sağlıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son yıllarda saç bakımında odak noktası, saç telinin görünümünden daha çok saç derisinin sağlığına kaymış durumda. Uzmanlara göre saç köklerinin en aktif yenilenme süreci ise gece saatlerinde gerçekleşiyor. Bu nedenle gece bakımına yönelik geliştirilen tonik ve serumlar, saç sağlığında giderek daha önemli bir rol üstleniyor. Bu ürünler arasında yer alan Bio Stim Night Tonic, saç derisini desteklemeyi ve kökleri beslemeyi hedefleyen formülüyle dikkat çekiyor.

Saç derisine doğrudan uygulanan gece tonikleri, içeriklerini uzun süre boyunca köklere ileterek hücresel yenilenmeyi destekliyor. Özellikle stres, mevsim geçişleri, hormonal değişimler ve çevresel faktörler nedeniyle zayıflayan saç kökleri için gece bakımı, gündüz uygulamalarına kıyasla çok daha etkili sonuçlar sunabiliyor. Bio Stim Night Tonic’in temel amacı, saç derisinin mikro dolaşımını desteklemek, nem ve sebum dengesini düzenlemek ve köklerin ihtiyaç duyduğu aktif bileşenleri doğrudan hedef alarak saçın doğal büyüme sürecini güçlendirmek.

Bu noktada ürünün etkilerine dair değerlendirmelerde bulunan Akademi Saç Terapi’nin kurucularından, trikolog uzman Evrim Bayraktar, gece bakımının saç sağlığı açısından kritik bir fırsat sunduğunu belirtiyor. Bayraktar’a göre gece saatlerinde saç derisi, dış etkenlerden uzak ve daha sakin bir durumda olduğu için uygulanan ürünleri çok daha verimli şekilde absorbe ediyor. “Gece kullanılan tonikler, saç köklerinin beslenme kapasitesini artırır. Bu da dökülme, incelme ve güçsüzleşme gibi problemlerin temel nedenlerine doğrudan müdahale edilmesini sağlar,” diyen Bayraktar, düzenli kullanımın saçın yapısal kalitesini belirgin şekilde iyileştirdiğini vurguluyor.

Bio Stim Night Tonic – Saç Derisi İçin Ne Yapar?

Bu ürün, akşam ve gece kullanımı için geliştirilmiş bir saç derisi toniğidir ve özellikle yatmadan önce saç derisini canlandırmaya yardımcı olmak üzere formüle edilir. Türkiye’deki satış kanallarında “Bio Stim Night Tonic” listelenen bir gece toniği olarak yer alır; gündüz kullanılan Bio Stim Morning Tonic’in gece versiyonu olarak sunulur ve saç derisi sağlığını desteklemek için tasarlanmıştır.

Saç Derisi Sağlığına Katkıları (Genel Tonik Etkileri)

Benzer saç tonikleri ve scalp night tonikleri temel olarak şu faydaları sağlayabilir:

  • Saç derisini canlandırma: Gece boyunca saç köklerinin yenilenme ve beslenme sürecine destek sağlamak amacıyla formüle edilir.
  • Mikro dolaşımı artırma: Bileşenler saç derisindeki mikro dolaşımı destekleyerek köklerin daha iyi beslenmesine yardımcı olabilir. Bu, saç dökülmesinin azaltılmasına ve sağlıklı saç büyümesinin desteklenmesine katkı sağlar.
  • Besleyici içerikler: Vitaminler, bitkisel özler veya aktif moleküller saç derisindeki hücrelere doğrudan etki ederek beslenme ve yenilenme süreçlerini destekleyebilir.  
  • Doku dengeleme: Özellikle gece kullanımı önerilen tonikler, saç derisinde nem ve sebum dengesinin korunmasına yardımcı olur, bu da kaşıntı, kuruluk ya da aşırı yağlanma gibi durumların dengelenmesine katkı sağlayabilir.

Saç Derisi Sağlığı, Görünümden Daha Fazlası

Uzmanlara göre saç bakımında yapılan en yaygın hatalardan biri, yalnızca saç telinin görünümüne odaklanmak. Oysa kaşıntı, kuruluk, hassasiyet veya aşırı yağlanma gibi belirtiler, saç derisinin dengesinin bozulduğunu gösteren önemli işaretler. Bu konuda görüş bildiren Akademi Saç Terapi’nin diğer kurucusu, trikolog Burcu Çayözü, “Saç derisi sağlıklı değilse, saç ne kadar bakımlı görünürse görünsün kalıcı bir iyileşmeden söz edemeyiz. Bio Stim Night Tonic gibi ürünler, saç derisinin ihtiyaçlarına yönelik çalışarak kökleri uzun vadede daha dirençli hale getirir,” ifadelerini kullanıyor.

Bio Stim Night Tonic ve Gece Tonikleri Kimler İçin Uygun?

Burcu Çayözü’ne göre gece tonikleri özellikle mevsimsel dökülme yaşayan, yoğun stres altında olan, saçları cansızlaşmış ya da sık işlem görmüş kişiler için önemli bir destek sunuyor. Ancak her ürünün herkese uygun olmadığını da vurgulayan Çayözü, “En doğru sonuç için saç derisinin mutlaka analiz edilmesi gerekir. Kiminin ihtiyacı nem, kimininki dolaşım desteği olabilir. Bio Stim Night Tonic, doğru kişide ve doğru protokolle kullanıldığında saçın kendi yenilenme gücünü ortaya çıkarır,” diyor.

Her iki uzmanın ortak değerlendirmesine göre gece bakımına yönelik ürünler, hızlı kozmetik çözümlerden çok, bilimsel temelli ve sürdürülebilir saç sağlığı yaklaşımının bir parçası olarak görülmeli. Bio Stim Night Tonic de bu yaklaşım içinde, saç derisini merkeze alan yapısıyla yalnızca daha iyi görünen değil, daha sağlıklı saçların oluşmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

Devamını Oku

Somon DNA’nın Kullanım Amacı Nedir? Dr. Hülya Toklucu’ya Sorduk

Somon DNA’nın Kullanım Amacı Nedir? Dr. Hülya Toklucu’ya Sorduk
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cilt gençleştirme ve yenileme alanında son yıllarda adından en sık söz ettiren uygulamalardan biri de Somon DNA tedavisi oldu. Özellikle ameliyatsız, doğal ve cilt dokusunu içeriden onarmayı hedefleyen işlemlere ilginin artmasıyla birlikte, Somon DNA birçok kişinin merak ettiği bir yöntem haline geldi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Hülya Toklucu, Somon DNA’nın temel amacının cildi “daha genç göstermekten” ziyade, cildi yeniden yapılandırmak olduğunu ifade ediyor.

Toklucu’ya göre Somon DNA, ciltte zamanla azalan hücre yenilenme kapasitesini artırarak, dokuların kendini onarma mekanizmasını harekete geçiriyor. Bu nedenle uygulama, sadece kırışıklık için değil; mat, cansız, lekeli ve elastikiyetini kaybetmiş ciltlerde de tercih ediliyor.

Somon DNA nedir ve nasıl etki eder?

Dr. Hülya Toklucu, Somon DNA’nın içeriğinde bulunan polinükleotidlerin, insan DNA’sına oldukça benzer bir yapıya sahip olduğunu belirtiyor. Bu maddeler, cilt altına enjekte edildiğinde hücrelere “onarım sinyali” göndererek, kollajen ve elastin üretimini tetikliyor. Sonuç olarak cilt, kendi kendini yenilemeye başlıyor.

Bu uygulamanın en önemli farkı, dolgu veya botoks gibi anlık hacim ya da mimik değişikliği yaratmaması. Somon DNA, cildin kalitesini artırmayı hedefliyor. Yani cilt daha parlak, daha nemli ve daha sıkı bir görünüme kavuşuyor. Toklucu’ya göre özellikle göz çevresi, boyun, dekolte ve eller gibi yaşlanma belirtilerinin erken görüldüğü bölgelerde oldukça etkili sonuçlar alınıyor.

Ayrıca Somon DNA, cilt bariyerini güçlendirerek dış etkenlere karşı daha dirençli bir yapı oluşturuyor. Bu da çevresel faktörlerin neden olduğu erken yaşlanma belirtilerini yavaşlatıyor.

Dr. Hülya Toklucu: “Somon DNA uygulamasında gerçekçi beklenti önemli”

Dr. Hülya Toklucu

Dr. Hülya Toklucu, Somon DNA’nın her yaş grubuna uygulanabilen bir yöntem olduğunu ancak beklentinin doğru belirlenmesi gerektiğini vurguluyor. Genç yaşlarda daha çok koruyucu ve cilt kalitesini artırıcı amaçla tercih edilirken, ileri yaşlarda ise mevcut yaşlanma belirtilerini hafifletmek için uygulanıyor.

Akne izleri, ince kırışıklıklar, güneş lekeleri ve nem kaybı yaşayan kişiler, Somon DNA’dan en fazla fayda gören gruplar arasında yer alıyor. Ancak Toklucu’ya göre bu uygulama, tek başına mucize yaratmaz. Derin sarkmalar, ileri seviye hacim kayıpları veya ciddi kırışıklıklar için farklı estetik işlemlerle kombine edilmesi gerekebilir.

Somon DNA kaç seans uygulanmalıdır? Ne kadar kalıcıdır?

Somon DNA genellikle 2 ila 4 seans şeklinde, belirli aralıklarla uygulanıyor. Dr. Hülya Toklucu, işlemin etkisinin ilk seanstan sonra bile hissedildiğini ancak asıl sonucun birkaç hafta içinde ortaya çıktığını söylüyor. Çünkü bu süreçte cilt, yeniden yapılanma sürecine giriyor.

Kalıcılık süresi ise kişinin cilt yapısına, yaşına ve yaşam tarzına bağlı olarak değişiyor. Ortalama olarak 6 ila 12 ay arasında etkili sonuçlar görülebiliyor. Toklucu’ya göre düzenli tekrarlarla desteklenen Somon DNA uygulamaları, cildin yaşlanma hızını yavaşlatan uzun vadeli bir yatırım olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak Somon DNA, cildi sadece “daha iyi göstermek” değil, “daha sağlıklı hale getirmek” isteyenler için geliştirilmiş, medikal temelli bir yenileme yöntemidir.

Websitesi: https://www.hulyatoklucu.com/

Instagram: https://www.instagram.com/op.dr.hulyatoklucu/ 

Devamını Oku

Güzellik Salonu Cihazlarında CE ve FDA Onayı Neden Önemli? Cosmeticmed’e Sorduk

Güzellik Salonu Cihazlarında CE ve FDA Onayı Neden Önemli? Cosmeticmed’e Sorduk
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Estetik ve güzellik teknolojilerinde kullanılan cihazların CE ve FDA onaylarına sahip olması, yalnızca bir kalite göstergesi değil, aynı zamanda “güvenli ve etkin sonuç” için kritik bir ön koşul haline geldi. CE işareti, bir ürünün Avrupa Birliği’nin sağlık, güvenlik ve çevre standartlarını karşıladığını belgeleyen uluslararası bir işarettir. Cosmeticmed’in portföyünde yer alan cihazlar da bu kapsamda gerekli kriterlerini sağlayarak güzellik ve sağlık sektöründe yasal ve güvenli şekilde kullanılabiliyor.

FDA onayı ise bir cihazı dünyanın en sıkı ve bilimsel kanıt gerektiren düzenleyici süreçlerinden biriyle sınar; yalnızca güvenlik değil, cihazın iddia ettiği işlemi gerçekten yapıp yapmadığını da klinik verilerle kanıtlamasını ister. Bu nedenle Cosmeticmed’in FDA onaylı cihazları, yalnızca güvenli değil aynı zamanda etkinliği uluslararası düzeyde tescillenmiş teknolojiler olarak öne çıkıyor.

Güzellik salonu ve klinik cihazlarında CE ve FDA onayı neden önemli?

Vücut şekillendirme, bölgesel incelme, lazer epilasyon veya cilt bakım uygulamalarında kullanılan cihazlar, doğrudan insan dokusuna etki eden yüksek teknolojili ürünlerdir. Onaysız ve belgesiz cihazlar, yeterli test ve denetimden geçirilmedikleri için enerji çıkışındaki dengesizlikler, aşırı ısınma, yanık riski veya etkinlik eksikliği gibi ciddi problemlere yol açabilir. Bu tür riskler, hem danışan sağlığını tehdit eder hem de estetik merkezleri için hukuki ve ekonomik sorunlar doğurabilir.

Cosmeticmed yetkilileri, sektördeki bilgi kirliliği ve standart dışı cihazların varlığının giderek artması nedeniyle, CE ve FDA onaylı cihazların bir “lüks” değil, bir “zorunluluk” olduğunu vurguluyor. Yetkililer; “Bir cihazın CE ve FDA onaylarını taşıması, hem danışanlara güven veriyor hem de uygulayıcı merkezlerin yasal sorumluluklarını yerine getirmelerine yardımcı oluyor. Bugünün bilinçli tüketicisi, epilasyon veya vücut şekillendirme hizmeti almadan önce bu onayları mutlaka sorguluyor” diyor. Ayrıca onaylı cihazların merkezlere pazarlama açısından da güç kattığını ve müşteri memnuniyetini arttırdığını belirtiyorlar.

FDA onayının bir diğer önemli boyutu da klinik etkinlik kanıtıdır; FDA, yalnızca cihazın güvenli olduğunu değil, aynı zamanda söylediği işleri bilimsel verilerle yaptığını da doğrular. Örneğin bir lazer cihazının “kalıcı epilasyon” sağladığını iddia edebilmesi için FDA, üreticiden bu iddiayı destekleyecek bağımsız klinik çalışmalar sunmasını ister. Bu süreç, CE belgesinin gerektirdiği test ve dokümantasyondan çok daha yoğun bir denetim ve değerlendirmeyi içerir.

Alby Pro Diode Lazer: FDA Onaylı Epilasyonda Yeni Standart

Estetik uygulamalarda FDA ve CE onaylarının önemini vurguladıktan sonra, sektörde öne çıkan cihazlardan biri olan Alby Pro Diode Lazer Cihazı Tanıtımı ve Özellikleri ile ilgili bilgi de okuyuculara sunulabilir. Alby Pro Diode Lazer, yüksek enerji çıkışı, 808 nm dalga boyu ve yapay zeka destekli analiz sistemiyle her cilt ve kıl tipine özel ayarlamalar yapabilen ileri teknoloji bir epilasyon cihazıdır. -21 °C gelişmiş soğutma sistemi, yüksek soğutma performansı ve minimal yanık riski ile dikkat çekerken; 5000 W güç, Alman sessiz su pompası ve Amerikan bar teknolojisi sayesinde hem hızlı hem de konforlu bir epilasyon deneyimi sağlar. Bu cihaz, FDA ve CE standartlarına uygun üretim süreçleriyle geliştirilmiştir ve merkezlere hem güvenli hem de etkili epilasyon çözümleri sunar.

Bu tür onayların yalnızca bir belge olmadığını, danışan sağlığını koruyan, etkinliği garanti eden ve estetik merkezlerinin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayan bir güven altyapısı olduğunu söyleyen Cosmeticmed yetkilileri; CE ve FDA onaylı cihazların sektörün uzun vadeli başarısı için vazgeçilmez olduğunu belirtiyorlar.

Devamını Oku

Hasar Gören Beyin İyileşir Mi? Doç. Dr. Mustafa Çorum’a Sorduk

Hasar Gören Beyin İyileşir Mi? Doç. Dr. Mustafa Çorum’a Sorduk
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Beyinde oluşan hasar sonrası iyileşme ihtimali, nörolojik rehabilitasyon alanında en çok merak edilen konuların başında geliyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum, beyinde meydana gelen hasarın tedavi edilebilirliği, uygun rehabilitasyon yaklaşımları ve tedavi sürecinin doğru zamanlamasının önemini değerlendirdi. Dr. Çorum’a göre, beyin hasarı sonrası planlı ve multidisipliner bir tedavi süreci hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda iyileştirebiliyor.

Beyinde Oluşan Hasar Düzelir Mi?

Beyin hasarı, kişiden kişiye değişen bir klinik tabloyla ortaya çıkabiliyor; bu nedenle “beyinde oluşan hasar düzelir mi?” sorusunun yanıtı da duruma göre farklılık gösteriyor. Dr. Çorum, hasarın derecesi, etkilenen beyin bölgesi ve tedaviye ne kadar erken başlandığının önemine dikkat çekiyor. Beyin hasarı tedavisi kapsamında izlenen hedef; sadece mevcut fonksiyonları korumak değil, aynı zamanda kaybedilen fonksiyonların yeniden kazanılabilmesi için beynin yeniden öğrenme kapasitesini artırmaktır.

Dr. Çorum’un görüşüne göre rehabilitasyon süreci fiziksel güçlendirme egzersizleri ile sınırlı değil; aynı zamanda bilişsel, motor ve günlük yaşam aktivitelerini destekleyen bütüncül bir strateji gerektirir. Doğru rehabilitasyon programı ile beyindeki hasar gören sinir yolları yeniden uyarılır ve beynin yeniden öğrenme kapasitesi aktive edilir. Bu süreç, bireyin yaşam kalitesini artırırken, bağımsızlık düzeyinin yükselmesini de sağlar.

Beyin Hasarı Ne Zaman İyileşir? Doç. Dr. Mustafa Çorum’a Sorduk

Beyin hasarı iyileşir mi?

“Beyin hasarı ne zaman iyileşir?” sorusunun yanıtı da sıkça araştırılıyor. Dr. Mustafa Çorum bu konuda net bir zaman dilimi vermek yerine, iyileşme sürecinin kişiye özel olduğunu vurguluyor. Hasarın şiddeti ve tedaviye başlama süresi, hastanın iyileşme hızı üzerinde belirleyici rol oynuyor. Genel olarak nörolojik hasarlarda erken rehabilitasyonun fonksiyonel iyileşme şansını artırdığı bilimsel olarak kabul ediliyor.

Çorum’a göre, travmatik ya da non-travmatik fark etmeksizin beyinde hasar olduğunda, hasar sonrası dönemde beyin kendini sınırlı bir düzeyde spontan olarak onarabilir. Ancak bu spontan iyileşme genellikle sınırlı kalır; bu yüzden rehabilitasyon sürecinin hemen başlatılması, fonksiyonel kazanımların maksimum düzeye ulaşması için kritik öneme sahiptir.

Detaylı bilgi için ayrıca: https://mustafacorum.com/beyin-hasari-tedavisi/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Rehabilitasyon programları genellikle motor becerilerin yeniden kazanımını, bilişsel fonksiyonların güçlendirilmesini ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın artırılmasını hedefler. Robotik rehabilitasyon ve diğer teknolojik destekler de bu süreçte hastaların kas gücünü ve koordinasyonunu artırmaya yardımcı olur.

Sonuç olarak, beyin hasarı sonrası iyileşme tamamen mümkün olmasa da doğru rehabilitasyon stratejileri ile önemli fonksiyonel kazanımlar sağlanabilmektedir. Doç. Dr. Mustafa Çorum, “Erken ve kapsamlı bir rehabilitasyon süreci, beyin hasarı sonrası hastaların potansiyellerini en üst seviyeye çıkarabilir ve bağımsız yaşam hedeflerine ulaşmalarını destekler.” diyerek tedavi sürecinin doğru planlanmasının altını çiziyor.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.