DOLAR 43,2033 0.03%
EURO 50,4567 0.19%
ALTIN 6.379,55-0,78
BITCOIN 41554991.10008%
İstanbul

PARÇALI AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

haberservisi

haberservisi

02 Ocak 2026 Cuma

Uzman Fizyoterapist Zafer Aksungur: “Her Bel Fıtığı Aynı Şekilde Değerlendirilmemelidir”

Uzman Fizyoterapist Zafer Aksungur: “Her Bel Fıtığı Aynı Şekilde Değerlendirilmemelidir”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bel fıtığı, kas-iskelet sistemi kaynaklı en sık rastlanan bulgulardan bazılarının ortaya çıkabildiği yaygın bir problemdir. Yine de bel fıtığının her vakada aynı anlatım, seviyeler ve yapıldıkları yakınma biçimleriyle karşılaşılmaması gerektiğini açıklayan fizyoterapist Zafer Aksungur, bel fıtığının geleneksel bir değerlendirme ya da tedavi sürecinden geçmemesi gerektiğine işaret ediyor.

Zafer Aksungur: “Her vakada aynı sonuçlar sağlanmayabilir”

Aksungur’a göre, bel fıtığı bulgusu diskin omurlar arasında her zaman yer değiştirmesi ya da belli boyutlara ulaşması nedeniyle tek başına bir problem oluşu biçiminde ele alınamaz. Bunu destekleyen durum fıtığın seviyesi, yerleşimi, çevredeki dokularla ilişkisi ve bireyin günlük hareket alışkanlıklarıdır. Bunların dışında gerçekleştirilen yakınmaların niteliği ve sıklığı da bireye özgüdür.

Bu anlamda Zafer Aksungur; “Görüntüleme bulguları aynı olsa da bir bireyde başka bireyde olmayabilecek yakınma oluşabiliyor. Özellikle daha genç yaşlarda bu durum sıkça görülüyor.” diyerek, tüm bu unsurların bütüncül bir değerlendirme içinde ele alınmasının ve görüntülemeye dayanmaksızın kişiye özgü hareket sisteminin incelenmesinin önemine dikkat çekiyor.

Zafer Aksungur: “Bütüncül Yaklaşım Önemli”

Bel fıtığı bağlamında kullandığımız geleneksel yaklaşımlarda (kas-iskelet) çoğunlukla kas dengesi, omurga mobilitesi, postür ve yük dağılımı etrafında çalışılmaktadır. Bu alandaki en önemli yaklaşımlardan biri manuel terapinin etkili olabileceğini vurgulayan uzman; manuel terapinin yalnızca bir çözüm yöntemi olmaktan çok bir konservatif bakış açısı, kas-iskelet sisteminin genel dinamiklerinin nasıl çalıştığını kavramamızı sağlayan yaklaşım olduğunu açıklıyor.

Bu bakış açısında ön plana çıkan asıl fikir; “her bireyin hareket alışkanlıklarını ve vücut mekaniklerini daha anlamak” şeklinde ifade edilen çalışma alanıdır.

Günlük Yaşam, Hareket Alışkanlıkları

Bel fıtığı ile ilgili değerlendirme sürecinde kişinin günlük hareket alışkanlıklarının önemini kast ederek, duruş farkındalığı, ergonomik çalışma düzeni, kontrollü hareket alışkanlıkları ve düzenli egzersiz yapılması, omurga sağlığının sürdürülebilir olması için önemli başlıklar arasında sayılan bulgular.

Uzman fizyoterapist Zafer Aksungur, bu bilgileri tekrar vurgulayarak; “bireyin hareket mekaniklerini izole edilerek ele almayı, bel fıtığını bireyin tüm hareket sistemiyle ilişkilendirmeyi unutmamamız gerekiyor.” diyerek, bu anlayışın fizyoterapi alanda daha popüler hale geldiğini belirtiyor.

Devamını Oku

Her 10 Kadından 1’i Risk Altında: Dr. Hülya Toklucu PCOS’un Sessiz Belirtilerini Anlatıyor

Her 10 Kadından 1’i Risk Altında: Dr. Hülya Toklucu PCOS’un Sessiz Belirtilerini Anlatıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Polikistik Over Sendromu (PCOS), üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen ancak çoğu zaman geç fark edilen yaygın bir hormonal bozukluk olarak öne çıkıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hülya Toklucu, PCOS’un yalnızca adet düzensizliğiyle sınırlı olmadığını, birçok “sessiz belirtiyle” kendini gösterebildiğini vurguluyor.

Dr. Toklucu’ya göre PCOS; düzensiz adet döngüsü, tüylenme artışı, akne, kilo kontrolünde zorlanma ve saç dökülmesi gibi belirtilerle kendini belli edebiliyor. Ancak bazı kadınlarda bu belirtiler hafif seyrettiği için sendrom uzun süre fark edilmeyebiliyor. “Özellikle genç yaşlarda adet düzensizliği normalleştiriliyor ya da cilt sorunları yalnızca kozmetik bir problem gibi görülüyor. Oysa bu belirtiler PCOS’un erken sinyalleri olabilir,” diyen Toklucu, erken tanının hayati önem taşıdığını belirtiyor.

Dr. Hülya Toklucu PCOS’un Sessiz Belirtilerini Anlatıyor

PCOS’un yalnızca üreme sağlığını değil, uzun vadede metabolik sağlığı da etkilediğini ifade eden Dr. Hülya Toklucu; insülin direnci, tip 2 diyabet, kolesterol dengesizlikleri ve kalp-damar hastalıkları riskinin bu hastalarda daha yüksek olduğunu söylüyor. Bu nedenle PCOS’un yalnızca çocuk sahibi olma sürecinde gündeme gelen bir sorun olarak görülmemesi gerektiğinin altını çiziyor.

“PCOS ile yaşamak kader değildir,” diyen Dr. Toklucu, doğru tanı ve kişiye özel planlanan tedavi süreciyle birlikte yaşam tarzı değişikliklerinin belirtileri büyük ölçüde kontrol altına alabildiğini vurguluyor. Düzenli takip, sağlıklı beslenme, stres yönetimi ve fiziksel aktivitenin PCOS yönetiminde belirleyici rol oynadığını ifade ediyor.

Dr. Hülya Toklucu: “Erken Tanı, Yaşam Kalitesini Doğrudan Etkiliyor”

Dr. Hülya Toklucu, özellikle ergenlik döneminden itibaren adet düzensizliği, ani kilo artışı, yoğun tüylenme ve geçmeyen akne şikayeti olan kadınların gecikmeden bir uzmana başvurması gerektiğini belirterek, erken tanının hem hormonal dengeyi korumada hem de ileride oluşabilecek sağlık sorunlarını önlemede kritik önem taşıdığını söylüyor.

Devamını Oku

Zor Vakalar İçin Yeni Bir Hayat: Dr. Mustafa Çorum ile Robotik Rehabilitasyon Dönemi

Zor Vakalar İçin Yeni Bir Hayat: Dr. Mustafa Çorum ile Robotik Rehabilitasyon Dönemi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Felç, omurilik yaralanması veya beyin hasarı geçiren hastalar için “yeni bir başlangıç” vadedilen bir rehabilitasyon çağrısı, Türkiye’de Doç. Dr. Mustafa Çorum ile gerçeğe dönüşüyor. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı Çorum, robotik cihazlarla desteklenen tedavileri sayesinde, uzun süredir hareketsiz olan çok zor vakalarda umut ışığı yakalıyor.

Dr. Çorum, Acıbadem Taksim Hastanesi Robotik Rehabilitasyon Kliniği’nde yürüttüğü çalışmalarla sadece klasik fizyoterapi yöntemlerini kullanmıyor; ileri teknolojiyi, sensör sistemlerini ve sanal gerçeklik destekli cihazları birleştirerek yoğun ve bireyselleştirilmiş bir tedavi sunuyor. Kliniğinde yatılı programlar da düzenleniyor ve hastalar günde 4–6 saat süren yoğun robotik terapi ile takip ediliyor.

Lokomat Pro ile Yeniden Yürüme Umudu

Dr. Çorum’un rehabilitasyon merkezinde öne çıkan cihazlardan biri Lokomat Pro, ileri seviye bir yürüme robotu. Vücut ağırlığını destekleyen dış iskeleti (ekzoskeleton) sayesinde, bacak fonksiyonları ciddi şekilde kaybolmuş hastalarda güvenli ve tekrarlı yürüyüş egzersizleri yapılabiliyor. Sensörlerle donatılmış diz ve kalça ortezleri, hastanın her adımını izliyor ve kas aktiviteleri monitöre yansıyarak tedaviye gerçek zamanlı geri bildirim imkânı sağlıyor. Bu sayede beyin-kas iletişimi güçleniyor ve nöroplastisite — yani beynin yeni sinir yolları oluşturma yeteneği — aktif biçimde destekleniyor.

Dr. Mustafa Çorum: “Robotik El ve Parmak Terapisiyle Kayıp Fonksiyonlar Geri Geliyor

Çorum’un kliniğinde sadece yürüme değil, kol ve el fonksiyonlarının yeniden kazanımı da robotik cihazlarla yürütülüyor. Armeo Spring, kolun ağırlığını hafifleterek aktif 3 boyutlu hareketlere olanak veren bir dış iskelet sistemi sunuyor ve sanal gerçeklik oyunları eşliğinde yoğun egzersiz yapılabiliyor. Ayrıca Amadeo ile parmak hareketleri özel sensörlerle takip edilip bireye özel terapi programları oluşturuluyor.

Denge Eğitimi Sanal Gerçeklikle Yeniden Tanımlanıyor

Sanal gerçeklik destekli yürüme ve denge platformu C‑Mill VR Plus, yürüyüş antrenmanlarını günlük hayattaki zorluklara benzer şartlara taşımak için tasarlanmış bir koşu bandı. Görsel-işitsel geri bildirim mekanizmalarıyla adım simetrisi, denge ve dengeleme davranışları hassas şekilde analiz ediliyor ve her hasta için özel egzersiz protokolleri geliştiriliyor. Bu da tedavinin daha etkili ve motive edici olmasını sağlıyor.

Robotik Rehabilitasyonun Başarıya Giden Şifresi

Robotik terapi, klasik fizik tedaviye kıyasla çok daha yoğun bir egzersiz imkânı tanıyor. Doç. Dr. Çorum, bir basın açıklamasında çok ağır felçli hastalarda dahi robotik rehabilitasyon ile “tekrar yürüme şansının %48’e kadar çıktığını” belirtiyor. Robotlar sayesinde, klasik fizyoterapide sınırlı kalabilen egzersiz tekrar sayıları binleri bulabiliyor; böylece zorlu nörolojik vakalarda dahi ilerleme mümkün hâle geliyor.

Multidisipliner ve Yoğun Programla Tam Destek

Dr. Mustafa Çorum’un robotik rehabilitasyon programı, sadece teknolojiye dayanmıyor. Hastalar; hekim, fizyoterapist, ergoterapist, konuşma terapisti ve rehabilitasyon hemşiresinden oluşan bir ekip tarafından izleniyor. Bu yaklaşımla rehabilitasyon süreci hem fiziki hem duygusal olarak hasta odaklı işliyor, tedavi planları düzenli olarak gözden geçiriliyor ve gereken ayarlamalar yapılıyor.

Devamını Oku

Podolog Elif Demir’den Uyarı: “Ayak Problemlerini Hafife Almayın”

Podolog Elif Demir’den Uyarı: “Ayak Problemlerini Hafife Almayın”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gün içinde uzun süre ayakta kalmak, yanlış ayakkabı tercihleri ve ihmal edilen küçük rahatsızlıklar, ayak sağlığını olumsuz etkileyen en yaygın nedenler arasında yer alıyor. Podolog Elif Demir, ayak sağlığının genel yaşam kalitesinin temel belirleyicilerinden biri olduğunu vurgulayarak, günlük yaşamda sık görülen problemler ve çözüm yollarına dikkat çekti. Demir’in kurucusu olduğu Avrasya Ayak Sağlığı Merkezi, her yıl binlerce kişiye ayak sağlığı konusunda profesyonel destek sunuyor.

Basit Ama Etkili Çözümler

Podolog Elif Demir’e göre pek çok ayak problemi, günlük rutinde yapılacak küçük değişikliklerle kontrol altına alınabiliyor. En sık görülen topuk çatlakları, nasırlar ve ayak kokusu gibi şikâyetlere karşı şu öneriler öne çıkıyor:

  • Ayakların her gün ılık suyla yıkanıp kurulanması
  • Düzenli nemlendirici kullanımı
  • Nasırlara yol açan sürtünmeyi azaltacak koruyucuların tercih edilmesi
  • Ayak tırnaklarının düz kesilmesi
  • Haftada birkaç kez ayaklara uygun peeling uygulanması

Demir, “Birçok kişi küçük şikayetleri önemsemiyor ama bu küçük adımlar, ciddi sorunların oluşmasını engellemede son derece etkili” diyor.

Yanlış Ayakkabı Seçiminin Zararları

Günlük ayakkabı seçimi, ayak sağlığının en kritik unsurlarından biri. Yanlış numara, dar kalıp veya yetersiz taban desteği; nasır, topuk dikeni, tırnak batması ve hatta bel-diz ağrılarına kadar pek çok probleme neden olabiliyor.

Podolog Elif Demir, özellikle kadınların sık yaptığı hatalara dikkat çekerek şunları söylüyor:

“Topuklu veya sivri burunlu ayakkabıların sürekli kullanımı, ayak şeklini bozabilir. Aynı şekilde, spor ayakkabısı görünümlü ancak taban desteği zayıf modeller, uzun vadede ciddi ortopedik sorunlara yol açabilir. Ayakkabı seçimi, estetikten önce sağlığı korumaya odaklanmalı.”

Avrasya Ayak Sağlığı Merkezi’ne başvuranların büyük kısmının yanlış ayakkabı tercihi nedeniyle sorun yaşadığını belirten Demir, özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerin destekli tabanlı ayakkabılar tercih etmesi gerektiğini vurguluyor.

Podolog Elif Demir’den “Uzmana Başvurma” Çağrısı

Ayak sağlığı sorunlarının çoğu, erken dönemde müdahale edildiğinde kısa sürede çözülebiliyor. Ancak ihmal edilen sorunlar, ilerleyen süreçte cerrahi müdahaleye kadar uzayan sonuçlar doğurabiliyor. Podolog Elif Demir, özellikle tırnak batması, mantar, siğil, aşırı nasırlaşma ve topuk çatlakları gibi şikayetlerde mutlaka bir uzmana danışılması gerektiğini belirtiyor.

Demir, “İnternetten bulunan çözümler ya da kulaktan dolma yöntemler, problemi geçici olarak gizleyebilir ancak altta yatan nedeni ortadan kaldırmaz. Kimi zaman durumu daha da kötüleştirir. Avrasya Ayak Sağlığı Merkezi olarak, kişiye özel değerlendirme ve bilimsel yaklaşım ile kalıcı çözümler sunuyoruz” diyor.

Devamını Oku

İsa Özinan’dan Ekonomik Krizlere Karşı Yol Haritası: Şirketler Neyi Doğru Yapmalı?

İsa Özinan’dan Ekonomik Krizlere Karşı Yol Haritası: Şirketler Neyi Doğru Yapmalı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı bir dönemde işletmelerin en çok sorduğu sorulardan biri “Ekonomik krizlerden tamamen etkilenmemek mümkün mü?”. PillarRise Danışmanlık Kurucusu İsa Özinan, hiçbir işletmenin krizlerden bütünüyle izole olamayacağını ancak doğru stratejilerle etkilenme seviyesinin ciddi biçimde azaltılabileceğini belirtiyor. Uzmanlara göre ekonomik dalgalanmalar kaçınılmaz olsa da, şirketlerin bu süreçleri minimum hasarla atlatması hatta bazı dönemlerde fırsata çevirmesi mümkün.

Süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan PillarRise Danışmanlık Kurucusu İsa Özinan, hiçbir işletmenin krizi tamamen yok sayamayacağını, ancak doğru yönetim modeli ve risk stratejileriyle etkilenme derecesinin radikal şekilde düşürülebileceğini vurguluyor. Özinan’a göre, işletmelerin kriz dönemlerini sağlam atlatmasını sağlayan temel dinamik, “tepkisel değil proaktif yönetim”.

“Krizde ayakta kalan şirketler tesadüfen değil, tasarlanarak ayakta kalıyor”

Özinan, özellikle aile şirketlerinde kriz dönemlerinin genellikle ağır hasarla sonuçlandığını belirterek şunları söylüyor: “Ekonomik krizler aslında şirketlerin dayanıklılık testidir. Bu testi geçen işletmeler, bunun tesadüf olmadığını iyi planlanmış süreçlerle kanıtlıyor. Finansal disiplin, veriye dayalı karar alma, güçlü bir yönetim modeli ve doğru insan kaynağı kriz dönemlerinde en belirleyici unsurlar.”

“Kriz, doğru yönetilirse büyüme fırsatına dönüşebilir”

İsa Özinan’a göre kriz dönemleri, iyi yönetilen işletmeler için çoğu zaman yenilik ve büyüme fırsatları sunuyor: “Talebin daraldığı dönemler aslında şirket içi iyileştirmeler için en uygun zamanlardır. Şirketler bu dönemlerde yeniden yapılandığında, kriz sonrası patlamaya daha hazır hale gelir. Yani kriz, doğru yönetildiğinde yıkıcı bir dönem değil, sıçrama tahtasıdır.”

Uzmanlar uyarıyor: ‘kriz yönetimi’ değil, ‘kriz öncesi yönetimi’ esas”

Ekonomistlerin ortak görüşü, şirketlerin kriz anına odaklanmak yerine kriz öncesi yapısal hazırlıkları güçlendirmesi gerektiği yönünde. Çünkü gerçek dayanıklılık, kriz sırasında alınan kararlarla değil, kriz öncesi tasarlanan sistemlerle belirleniyor.

Belirsizliklerle dolu yeni ekonomik dönemde işletmeler için en önemli avantaj, esnek, veriye dayalı ve kurumsal bir modelle ilerlemek olarak öne çıkıyor. Özinan’ın da ifade ettiği gibi: “Krizleri yönetmenin en güvenilir yolu, kriz geldiğinde değil gelmeden önce hazırlıklı olmaktır.”

Devamını Oku